Konuşma Sorunları

konusma sorunları

Konuşma Sorunları

İletişimdeki ifade güçlüğüne neden olan  konuşma sorunları kişilerdeki konuşma yapılarında doğuştan ya da sonradan olabilen sıkıntılardır. Doğuştan işitme kaybı olan kişilerde mevcut konuşma sorunları, hiç bilmedikleri sesleri çıkaramamalarından kaynaklanırken, doğuştan olmayan konuşma sorunları özellikle bazı olumsuz etkileşimler sonucunda küçük yaşlarda ortaya çıkmakta sonrasında ise konuşma sorunlarının oturan konuşma yapıları haline gelmesi ile devam eden süreçler olduğu görülmektedir.

2 Eylül 2014 Saat : 3:14
admin
devamını oku

Kekemelik Nasıl Ortadan Kaldırılır

Kekemelik Nasıl Geçer

Kekemelik Nasıl Ortadan Kaldırılır

Kekemelik çözümsüz değildir,tedavi edilebilir…

Konuşma sırasında yaşanan takılmaların, duraksamalara genel olarak verilen isim kekemelik olsa da “kekemelik nasıl geçer” sorusundan önce kekemelik türü ve gelişim süreçlerinin araştırılmasının gereği önemlidir.  Kekemelik köken itibari ile genetik yapısı olmayan ve doğuştan ileri gelen bir problem tipi değildir. Kekemelik nörolojik bir sorun olarak da adlandırılabilecek olumsuz bir potansiyele sahip değildir.

Bireylerin özellikle küçük yaşlarda yaşadıkları sosyal çevrenin etkilerinin göz önünde olduğu bir problem olan konuşma bozuklukları şivenin değişkenliğinde olduğu gibi aile fertlerinde olan sorunu algılayıp küçük yaşlarda benimseyebilmektedir. Bireylerdeki kekemelik sorunlarının ana kaynağının ise yaşanmış korkulu olaylara bağımlı olduğunu söylemek genel itibar ile yanlış sayılmayacaktır. Çünkü bu sorunu yaşayan birçok birey beklenmedik özellikle de ani gelişen olayların korkularından sonra konuşma bozukluğu yaşadıklarını ifade etmektedirler.

Kekemelik tedavi yöntemleri, bireylerdeki konuşma yapısına yapılan kişisel müdahaleler,bireyin sahip olduğu konuşma alışkanlığını daha akıcı hale getirmeye yönelik olarak uygulanmalıdır. Kekemelik Nasıl Geçersorusu için cevaplanılması gereken asıl soru da akıcı konuşma yapısının bireylerde nasıl inşa edileceğidir.

Kekemelik bir hastalık , rahatsızlık olmadığı için kaynağına müdahale edebilecek bir hap-ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Bu sebeple bazen kekemelik tedavisinde tercih edilen antidepresan haplarının konuşma esnasında yaşanan takılmalara herhangi bir faydası bulunmamaktadır. Kekemelik gibi artık alışkanlık haline gelmiş konuşma yapılarının ancak konuşma terapileri ile akıcı bir hal alması söz konusudur.

Takılmaların ve tutulmaların görülebildiği konuşma yapılarında kişilerdeki bu konuşma bozukluklarını gidermeye yönelik olarak uluslar arası bilinirliği olan shaping tekniği gibi yöntemler sayesinde daha kontrollü bir konuşma alışkanlığı kişilere empoze edilebilmektedir.  Bu sayede bireyler aynı önceden sahip oldukları sorunlu konuşma yapılarında olduğu gibi kontrollü konuşma alışkanlığını refleks haline getirmesiyle birlikte takılmaların olduğu eski konuşma alışkanlığının üzerine yeni bir sistem inşa edilmiş olmaktadır.

Düzelme ya da iyileşme olarak tabir edilen konuşmalardaki aranan akıcılık yakalandığı an itibari ile her şey çözülmüş gibi algılanmamalıdır.  Çünkü genel olarak stres ve heyecanın tetiklediği konuşma bozuklukları henüz yeni öğrenilmiş bir sistemi büyük bir panik ortamı ile ezip geçebilmektedir.  Bu ihtimalin göz ardı edilmesi ise büyük risk olarak adlandırılabilir. Piyasada dönen” 14 GÜNDE SON” sloganları maalesef kekemelik gibi devamlılığı olan bir sorun için kesinlikle yeterli yada doğru bir iddia değildir.

29 Ağustos 2014 Saat : 2:03
admin
devamını oku

Kekemelik İçin Dua

 

Kekemelik İçin Dua

Dua Nedir? Ve Kekemelik için dua var mıdır?

Kekemelik İçin Dua

Dua, Allah’a karşı yapılan çok sırlı, gizli ve kutsî bir kulluktur. Evet o, en hâlis bir kulluk tavrıdır. Dua, insanın ihlâs ve samimiyetle Rabbisine yönelip O’ndan bir şeyler dilemesi hâlidir.

Kur’ân-ı Kerim, “Kullarım Beni senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim.” (Bakara sûresi, 2/186), “Bana dua edin ki size icabet edeyim.” (Mü’min sûresi, 40/60), “Duanız olmazsa Allah indinde ne ifade edersiniz ki!” (Furkan sûresi, 25/77) … gibi âyet-i kerimelerle duanın ehemmiyetini dile getirmektedir.

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de ümmetine dua etmeleri mevzuunda sık sık tavsiyelerde bulunur ve kendisi de hayatı boyunca yaptığı mübarek dualarla, ondan hiç dûr olmaz. Hatta Peygamber Efendimiz’in yaptığı dualara bakıldığında O’na “O, bir dua adamıdır.” demek de mümkündür.

Bu kadar tahşidatla anlatılan dua, mü’minin hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Dua ile Rabbine ellerini kaldıran bir kul, âdeta O’na şöyle demektedir: Esbap bütün bütün sukût edebilir. Tabiattaki hâdiselerin hiçbir tesiri olmayabilir.. ve kimse bana el uzatıp, dertlerime derman olmayabilir.

Ben her zaman sesimi duyan, soluklarımı işiten ve bana şah damarından daha yakın olduğunu ihtarla bana yakınlığını hatırlatan, sonra da duama icabet edeceğini vaad eden ve vaad ettiği şeyleri yapmaya gücü yeten, söz verip de ne yapayım gücüm yetmedi demeyen, O Yüceler Yücesi Zât’a ellerimi kaldırdım ve O’na dua ediyorum.”

Kul, duasıyla, görmese bile, âsârıyla gördüğü Allah’a O’na hitap edecek kadar bir kurbet hissiyle yönelir. Biz, güneşe uzak olduğumuz gibi O’ndan da uzak olabiliriz. Ancak O, tıpkı güneş gibi rahmetinin şualarıyla her zaman başımızı okşamakta, her hâlimize nigehbân bulunmakta ve Kendisine açılan elleri boş çevirmemektedir. Evet O, kuluna kendi anne ve babasından daha şefkatlidir. Allah Resûlü bu hakikati etrafındaki sahabilerine şöyle bir tabloyu göstererek anlatmaktadır:

Bir savaş sonrası esirler arasında çocuğunu arayan bir kadın, çocuğunu bulmak için sağa sola koşuşturup durmaktadır; koşturup durmakta ve kendi çocuğu diye bazı çocukları alıp bağrına basmaktadır. Kendi çocuğu olmadığını görünce onu da bırakıp aramasını sürdürmektedir. Arayan bulur fehvâsınca nihayet o da çocuğunu bulur, onu bağrına basar ve koklamaya durur. İşte o esnada Allah Resûlü, sahabilerine bu tabloyu gösterir ve “Şu anneyi görüyor musunuz? O, bağrına bastığı bu çocuğunu hiç Cehennem’e atar mı?” der. Ashab cevaben, “Atmaz yâ Resûlallah.” derler. Bunun üzerine Allah Resûlü de, “Allah kullarına karşı o anneden daha merhametlidir.”[1] buyurur.

 

Kavli ve Fiili Dua Nasıl Olur?

Allah Resûlün’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) mervî, sahih hadis mecmualarında kaydedilen bir hayli dua var. Hayatın hemen her alanıyla alâkalı bu duaların bazı kişiler tarafından -maalesef- farklı yorumlandığına şahit olmaktayız. Hatta bunlardan bazıları, bahse konu olan duaların okunmasının gerekli olmadığını, sebepler dairesinde ilgili alanda yapılması gerekli olan şeylerin yapılmasının dua yerine geçeceğini ifade etmektedirler. Bana kalırsa bu düşüncede olanlar, hakikatin bir yönünü görmüş iseler de, diğer yönünü görememişler.

Aslında konuya, böyle esbabperestler gibi katı bir biçimde yaklaşmanın bence hiç yararı yok. Sebepler dünyasında bulunduğumuza göre elbette sebeplere riayet etmek şarttır ve Üstad’ın tabiriyle de bu bir fiilî duadır. Ne var ki fiilî duayı yapma, kavlî duayı yapmaya hiç de engel değil; hatta onun için önemli bir istinat noktası sayılır. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Bedir Savaşı öncesi, harp adına yapılması gereken her şeyi fiilî olarak yapmış ve sonra da bütün benliğiyle Rabbine yönelmiş ve O’na dua dua yalvarmıştı.

Allah Resûlü’nün “Allahümme innî eûzubike mine’l hemmi ve’l-hazen – Allah’ım! Tasa, keder ve hüzünden Sana sığınırım.” duası üzerinde durarak konuyu biraz daha açmak istiyorum. Kekemelik duası olarak görülen bu durum, öncelikle, sadece bu duanın değil, bütün duaların hakikatini kavramaya gayret etmenin şart olduğunu ifade etmede yarar var. Yani hangi dua, hangi şekilde, nasıl ve neye karşı okunacaksa bu esasların, hadisleri dikkatle incelemek suretiyle tespit edilmesi gerekir.

Sâniyen, bütün dualarda esas olan teveccühtür. Teveccüh, bir mânâda maddî her şeyi unutarak, sadece ve sadece O’na yönelme ve O’na sığınmayı ifade eder. Bu aynı zamanda bizim için bir moral ve bir takviyedir ki, bununla kuvve-i mâneviyemizi yükseltmiş oluruz; zira biz dua ile her şeye gücü yeten bir Zât’a sığınırız.

Yukarıdaki duanın taalluk ettiği noktalara gelince;

1) İnsanın içinde, tasanın, kederin, hüznün hâkim olması demek, bir anlamda işlerin sarpa sarması demektir. Bu durumda bir insan, mantık ve muhakeme örgüsünü sağlam işletemeyebilir ve çaresizlikten kendini salıverir. Bu ise zaten onun hayatındaki bozuk olan düzenin, daha çok bozulması demektir. İşte bu merhalede insanın “Allah’ım, Sana sığınırım.” diyerek O’na iltica etmesi, bahsedilen badirenin aşılması için atılan ilk adımdır. Zira o, her şeye gücü yeten bir Zât-ı Ecell-i A’lâ’ya sığınmış ve moralini güçlendirme adına önemli bir adım atmış sayılır.

2) Tasa, keder ve hüzne medar olan hususlardan kurtulma çabası, o insanı fiilî duayı da yerine getirmeye sevk eder. Kavlî duayı yapıp, fiilî duayı yapmama, sözle davranış arasında bir tenakuz (çelişki) göstergesidir. Hâlbuki söz ve davranış birbirini tamamlayan ve insanı insan yapan özelliklerin başında gelir. Bir diğer ifade ile insan, sebeplere riayetle bu problemin üstesinden gelmek için duanın çağrıştırmasıyla çok ciddî mesajlar da alır.

3) Duaya esas teşkil eden şey, aslında bir hedef ve bir gaye-i hayaldir. Öyleyse bunun şuurunda olan insan, daha baştan kendini gam, keder, tasa ve hüzne boğacak şeylerin hemen hepsine karşı tavır alır.

Hâsılı, sebeplere riayet ile (fiilî dua), kavlî dua arasında bir çelişkiden ya da bir ayırımdan bahsetmek mümkün değildir. Onlar birbirlerini tamamlayan iki unsur ve bir vâhidin iki yüzünden ibarettir. Onun için meseleyi tek yönlü ele alıp, ifrat ve tefritlere girmenin de bir anlamı yoktur. Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatını doğru anlama ve yorumlama bu türlü ifratlara, tefritlere girmemenin yegâne yoludur.

 

Kekemelik için Dua

 

Bu doğrular ışığında başımıza gelen sıkıntı ve musibetleri atlatmak ya da istediğimiz bir şeyi elde etmek için yapmamız gereken şey, o işin olmasında gerekli tüm fiziksel unsurları yerine getirmek ve yine bunun için de cenab-ı hakka niyaz ederek o işin olması için çaba sarf etmek olacaktır.

Buna mukabil kekemelik sorununu yaşayan bir insan,  Allah’ın gücünün her şeyden üstün olduğunu kendisindeki sorunları ortadan kaldırabileceğini düşünmelidir. Hatta bırakalım kekelemeyi duanın gücüyle insanın üzerindeki en kötü viral (virüsle bulaşan) rahatsızlıkları bile bertaraf edebileceğini düşünmeli ve inanmalıdır. Kekemelik illettinden kurtulmak için dua ederken de fiili olarak dil ve dudak egzersizleri yapmalı ve üzerine sinmiş olan yılların konuşma problemini dua manevi ikliminde bıkmadan usanmadan gayret ederek aşmaya kararlılık göstermelidir. Duanın gerçek gücünü hissedebilmek onu tam bir konsantrasyon içinde yapabilmeye ve kendi acizliğini anlayabilmeye bağlıdır. Bu bilgiler ışığında şu dualarla kendimizi bir kez daha rehabilite edip istediğimiz şeye ulaşmada hayırlısını temenni ederek Allahın sonsuz merhametine sığınmalıyız.

Mesela;

Hz. Eyyüb’ün tüm vücuduna zarar veren yaralar dil ve kalbine geldiğinde yaptığı ”Rabbi inni meseniyeddurru ve ente erhamurrahimin” (Allah’ım bu dert bana çok dokundu, Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin) şu duayı yaparak iç dünyamızda bir arınma yaşarken, insanların musibetlerle saflaştığını hatırlarız.

Hz.Yusuf’un balığın karnında okuduğu ”La ilahe illa ente subhaneke inni kuntu minezzalimin” (Senden başka hiçbir ilah yoktur, sen bütün noksanlıklardan münezzehsin, muhakkak ki ben nefsime zulm edenlerden oldum) duasıyla da yeryüzünde hiç kimse kalmasa, bütün her şey aleyhimize de olsa, Allah’ın varlığını hissederek tüm dünyanın emrimizde olduğunu hatırlar ve başımıza gelenlerin O’nun bilgisi dahilinde olduğunu anladığımızda da sahipsiz olmadığımızın idrakine varıp her şey senden Ya Rab der ve onun huzurunda olduğumuzu bir kez daha hissederiz.

Ayrıca Hz Musa’nın şu duasıyla da “Rabbişrahli sadri ve yessirli emri. Vahlül uqdeten min lisani yefqahu qavli” (Ey rabbim. Göğsümü aç, genişlet. İşimi kolaylaştır. Dilimde bulunan düğümü çöz de, anlasınlar beni) duasıyla da üzerimizdeki kötü haletten bizi kurtarması ve insanların artık lisanımızı anlaması ve konuşmalarımızın normale dönmesi için Cenab-ı Hakka yalvarabiliriz.

Unutmayalım ki, Kavli duanın yanında fiili dua da gerekli ki, fiziksel sıkıntılarımız sebepler dahilinde fiziksel antrenman da ister…

Allah Muradınızı tez zamanda nail eylesin.

28 Ağustos 2014 Saat : 1:03
admin
devamını oku

Konuşma Bozukluğu

   Konuşma Bozukluğu

Konuşma bozuklukları çeşitli biçimlerde ortaya çıkan sesletim ve akıcı konuşma sorunları olabilmektedir. Kişilerdeki bu sorunun doğuştan geldiği düşünülür lakin bu çok doğru olmayan bir yanılgıdır. Bireyler özellikle erken konuşma dönemlerinde oldukça sık şekillerde çevresel faktörlerden etkilenebilmektedirler. Konuşma bozukluklarını gruplar halinde incelemek istersek,

Artikülasyon Bozukluğu: Birey eğer sesleri doğru çıkarmakta veya kelimeleri doğru telaffuzda zorlanıyorsa, bu artikülasyon bozukluğu problemidir. Yanlış telaffuzlardan oluşan yapılardır. Mesela, çocuğunuz ‘örümcek’ yerine ‘öyümcek’ ya da ‘athena’ yerine ‘atsena’ diyorsa artikülasyon bozukluğu vardır.

28 Ağustos 2014 Saat : 12:38
admin
devamını oku

Kekemelik Tedavi Merkezi

Kekemelik Tedavi Merkezi

 

     Kekemelik Tedavi Merkezi

Kekemelik ve konuşma bozuklukları tekdüze ilerleyen ve sonucunda uygulanabilecek belirli bir tekniği olmayan sorunlardır. Ayrıca bazı konuşma bozuklukları işitme kaybından dolayı ya da doğuştan gelen bir sorun olarak şekillenmiş olabilmektededir. Hal böyle iken bunların çözümü ya hiç yoktur yada fizyolojik veya cerrahi bazı operasyonlar gerektirebilmektedir. Fakat ülkemizde birçok konuşma merkezi hiçbir dayanak göstermeksizin çok net konuşabilmektedir. Örneğin Kekemelik, çok farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Fakat yaşa, eğitim durumuna, kişilerin algılama kapasitesine bakılmaksızın hatta bunlardan öte kişinin takılma yada tutulma yoğunluğuna bakılmaksızın herkese “kekemeliğe 14 günde son” gibi bazı pazarlama sloganlarla hitap edilmektedir.

28 Ağustos 2014 Saat : 12:14
admin
devamını oku

Kekemelik Nasıl Ortaya Çıkar

Kekemelik Nasıl Ortaya Çıkar

 

       Kekemelik Nasıl Ortaya Çıkar

Kekemelik, kişilerde belli bir standardı olmaksızın yaşanan akıcı konuşma bozukluklarıdır. Kişilerdeki kekeleme olarak adlandırılan bu akıcı konuşma bozuklukları ilk hece takılmaları olarak da isimlendirilir. Kekemelik kişi konuşmaya başladığı anda devreye giren bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişi konuşmaya başladığı anda takılmalar, uzatmalar, teklemeler, duraksamalar ya da tutulmalar dediğimiz hiç ses çıkaramama durumları olarak görülebilmektedir.Özellikle çocuklarda kekemelik, oldukça ciddi ihtimallerde görülme riski taşıyan bir sorundur. Çocuklarda kekemelik 2 – 9 yaş aralığında sıklıkla rastlanabilir. Kalıcı veya geçici bir durum olup olmadığı zamanla netleşen bu takılmaların ilk 6 ay içerisinde kendiliğinden geçme olasılığı oldukça fazladır. Lakin kekemeliğin bu dönem içerisinde kendiliğinden geçmesi adına çevresindeki kişilerin dikkat etmesini gerektiren bazı kıstaslar mevcuttur.Kekemelik genel olarak korkuya dayalı olay ya da objeler sebebiyle görülmeye başlamaktadırlar.
Bu durum bilinmiyorsa rüyalarda görülen korkutucu kabuslar bile “kekemelik başlangıcı “ sebebi olabilmektedir. Kekemelik ortaya çıktığı an itibari ile hemen bir uzman yardımına ihtiyaç olmayabilir.
Kekemelik problemi ortalama 1 yıl içerisinde kendiliğnden geçme ihtimali taşır lakin 1 yılı aşkın bir süreç söz konusu ise  kesinlikle tedavi merkezleri ziyaret edilmelidir.

27 Ağustos 2014 Saat : 1:08
admin
devamını oku

Konuşma Terapisti

bullhorn1

 

    Konuşma Terapisti

Kekemelik tedavisi gibi diğer konuşma sorunlarının çözümü de konuşma terapisti tarafından uygulanabilmektedir. Konuşma bozukluklarının ortadan kalkması adına yürütülen konuşma terapilerini uygulayan uzmanlara verilen genel isim konuşma terapistidir. Konuşma terapisti kişilerdeki konuşma bozukluklarının türüne göre hareket eden kişilerdeki konuşma sorunlarının neler olduğunun tespitini yapan ve sonuç itibari ile hangi konuşma yöntemini kullanması gerektiğine de karar veren kişidir. Bu terapilerin sıklığı devamlılığı ve verimine etki eden kişi konuşma terapisti olmalı, terapiyi alan kişinin çevresinin bu konuda uzmanı yanlış yönlendirmiyor şekilde konuya yaklaşmaları gereklidir. Sıklıkla devamlılığı sağlanmayan seyrek seanslar asla başarılı bir sonucu sağlamazlar.

3 Mayıs 2014 Saat : 5:13
admin
devamını oku

Kekemelik Tedavi Merkezleri

konusma sorunlari

 

   Kekemelik Tedavi Merkezleri

Kekemelik tedavi edilebilen konuşma egzersizlerinin sonucunda takılmaların ve tutulmaların ortadan kalkabildiğini görebilmekteyiz.   Fakat bunu her birey için aynı şartlarda söyleyebilmek çok mantıklı değildir. Çünkü kekemelik tedavi edilebilse de konuşma terapilerinin her birey üzerinde aynı oranda etkili olmadığını görebilirsiniz. Çünkü kekemelik tedavi merkezine kekemelik sorunu yaşadığı için başvuran kişilerin eğitim düzeyleri, algılama kapasitesi yahut kişilerdeki kekemelik ağırlık düzeyinin farklı olması her bireyde aynı derecede veya aynı zamanda sonuç alınacağı anlamı taşımamaktadır. Bu yüzden 10 günde – “14 güne kekemeliğe son” gibi kekemelik tedavi merkezlerinin kullandığı bu tarz sloganların ciddiye alınmaması gerekmektedir.Ayrıca Konuşma esnasında yaşanan sorunların başında gelen duraksamalar ya da takılmalardan oluşan konuşma bozuklukları konusunda aktif olarak bireysel eğitimlerin ön planda olması gerekmektedir.

27 Şubat 2014 Saat : 11:17
admin
devamını oku

Çocuklarda Kekemelik Tedavisi

Çocuklarda Kekemelik Tedavisi

Doğuştan olmasa da yaşanan takılmalar belli zaman dilimlerinin aşılmasının ardından artık kalıcı problemlere dönüşebilmektedir. Kekemelik olarak süregelen takılmalar ilk aşamalarda kalıcı olmayan sorunlardır. Bu sebeple çocuklarda kekemelik tedavisi, takılmaların ortaya çıkmasıyla birlikte hemen başvurulması gereken bir süreç olarak görülmemelidir. Genelde iki ile yedi yaşları arasında korkulu anların sonucunda ortaya çıktığını gördüğümüz çocuklarda kekemelik, ortalama bir yıl içerisinde kendiliğinden geçme ihtimali olan takılmalar, oturan bir konuşma alışkanlığı olmadan doğru şekilde aile bireyleri tarafından yönlendirmelidir.Kekemelik tedavisinde iki aşama olduğu düşünülürse çocukluk dönemi ve ergenlik sonrası olarak izlenebilir

8 Şubat 2014 Saat : 6:18
admin
devamını oku

Konuşma Bozukluğu Tedavisi

             Konuşma Bozukluğu Tedavisi

Yaşamın her alanında sorun olarak karşımıza çıkan konuşma bozuklukları çözümsüz problemler olarak adlandırılmamalıdır. Düşünceleri aktardığımız konuşma yapımızdaki bazı sorunlar bu iletişim düzeyini istenilen seviyelerde tutmamızı engelleyebilmektedir. Bu zamanlarda ortaya çıkan bu durumlardan nasıl kurtulabiliriz sorusu olduğunda konuşma bozukluğu tedavisi ve yöntemlerini incelememiz gerekmektedir. Doğuştan olmayan ve konuşma sırasında akıcılık ya da harf hataları ile ortaya çıkan konuşma bozuklukları ise ortaya çıkmaya başladığı dönemler itibari ile alışkanlık boyutunda devam eden ve kişilerin konuşma yapısı olarak devam eden bir tarz olmaktadır. İşte böyle durumlarda yeni bir konuşma alışkanlığının kazandırılması kişilerdeki konuşma bozukluğu tedavisi olarak bilinen yöntemlerin genel amacı olarak karşımıza çıkar. Konuşma bozukluğu tedavisi, konuşma bozukluklarından hangisinin mevcudiyetinin belli oluşunun ardından konuşulabilecek bir konudur. Çünkü çeşitli konuşma bozukluğu sorunlarından ancak belli bir kısmının konuşma bozukluğu tedavisi söz konusu olabilir. Örneğin doğuştan gelen konuşma sorunları olarak bilinen dil ile ilgili sorunlar sonradan meydana gelen ve geçici konuşma bozuklukları gibi alışkanlık tabanlı olan sorunlar olmamaktadır. Belli bir süre kalıcılık noktasında kemikleşen sorunlar, artık kişi tarafından kendiliğinden geçebilecek bir sorun olmaktan çıkacaktır.

5 Şubat 2014 Saat : 4:41
admin
devamını oku
 Son Yazılar FriendFeed

{$footer_yazisi}